"/>
Reklam
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle

Müzeyyen Ustaoğlu’nun Kaleminden: “Bir Mütalâa Bin Nasihat”

1249
Reklamı Gizle

Yılın son günlerini yaşıyorken etkin bir kutlama havası, noel ve yılbaşı hazırlıkları, eğlenceleri hemen hemen her köşe bucakta yerini almış bulunuyor. Şimdi önemli sorumuz şu: Gerçekten Türklerin kültüründe “Piskopos Aziz Nikola” neyi ifade ediyor? Hollandalı Sinterklaas’ın hikâyesine dayanan Noel kültürü ve bu kutlamalarla sıklıkla karıştılan Hz. İsa’nın doğumunun bayram niteliğinde kutlandığı yılbaşı, Türklerin kültür değerleri arasında ne kadar yerini almaktadır?

Bilinçli olarak bireyleri kimlikten uzaklaştırma hedefleri, taşları yerinden oynatmak suretiyle uzun zaman alsa da başarılmayacak bir hedef değil. Birçok dünya ülkesi bu tarz eylemlere karşı tedbirler alırken önünü göremeyen milletlerin kültürlerinin yok olma tehlikesini görüyoruz. Türk kültür, gelenek ve göreneklerini yakın gelecekte ciddi tehlikeler beklemektedir. Nitekim Japon Antropolog Kalyo Yasou, maalesef içler acısı bir tabloyu ortaya koymuş ve şu açıklamaları yapmıştır. “Üç yıldır Türk kültürünü inceliyorum. Bir şey korkunç, diğeri de garip. Korkunç olan Batı bir ülkeyi savaşmadan yok ediyor. Türkiye’de üç beş dizi hariç hepsi Türk din ve geleneğine ters. Garip olan herkes bunu biliyor ama yine de izliyor. Anne baba ise çocuğuyla izliyor. Hayret!” dedi.

Savaşmadan yok edilmek, üzerine sayfalar dolusu metinler düzebileceğimiz önemsenmesi gereken tehlikeli bir cümle. Acaba savaş meydanlarında bileği bükülmeyen bu millete yeni oyun, yeni taktikler mi?

Kalyo Yasou’nun vurgu yaptığı durum, maalesef dizilerle kalmış olsaydı. Artık bizim için önemli olan değerlerimizin yerini, noel, piskopos anmaları, mesih kutlamaları, cadılar bayramı ve daha neler neler almış durumda.

En çarpıcısı ise Batılı ülkelerde Türkiye üzerinde savaşsız yok etme projesi her yıl raporlandırılmaktadır. Ne de olsa Çin kampları kuramayacaklarına göre sinsi ilerlemek tercihleri olacak.

2000’li yıllarda Türkçenin yüzde kaçını unutturup değiştirebilmişlerdi? Noellerini, yılbaşılarını, piskoposlarını ne zaman daha fazla kutlamaya, onlarla şenlenmeye, içselleştirmeye başlamıştık? Esasen çoktandır Atı alan Üsküdarı geçmiş miydi? Kaç caddemizden, sokaktan geçerken batılı sokaklar gibi bir Türkçe isimli işyerine rastlanmaz oldu. Peki, 2022 yılına ayak basarken bu rakamların oranları yüzde kaça gelmiştir? Bizim kültürümüz, dilimiz, sahip olduklarımız yerine 2020 ve sonrası nesil, noel denilince bunu dini ve mili bayramlarımız gibi içselleştirmiş olacak. Su ısıtıcısının ismini “Kettle” bilinçaltını “sübliminal” tamam yerine “ok”  ilgi odağı, aykırı yerine “marjinal” kelimesini kullanmak kolayına gelecek. Entelektüel, natural, naturulist ve dahası…

Oktay Sinanoğlu’nun dediği gibi “by by Türkçe” ve bir araştırmacı tarihçi olarak üzülerek eklemeliyim ki by by kültürümüz, gelenek ve göreneklerimiz, dilimizin zenginlikleri ve sahip çıkamadığımız daha niceleri.

Kritik bir çözülmenin eşiğindeyiz. Bu durum toplumun tüm kültür alanında kendini göstermektedir. Atalarımız, bedenlerini siper ederek Çanakkale’de geçit vermediği düşmanlara, manen ve ruhen geçin buyurun demenin bedeli hepimiz için ağır olacaktır. Yazan: Araştırmacı Tarihçi Yazar: Müzeyyen USTAOĞLU

Bir yanıt yazın